Yazı Detayı
17 Şubat 2019 - Pazar 02:07 Bu yazı 230 kez okundu
 
PENDİK’TE BAŞLAYAN ACI HİKÂYE VE KADIN
Asena Gülsüm GÜNEŞ
asena_gunes_24@hotmail.com.tr
 
 

Pendik'te bir kafede oturuyorum. Amacım tatlı yemek. Bilen bilir, tatlıdan asla vazgeçemedim. Onlarca kilo veririm aylar geçer bir tatlı krizi tutar beni, sarsılır, gider bir tatlı yer ve o aylarca vermeye uğraştığım kiloları geri alırım.

Neyse bir çay söyledim, bir sigara yaktım ardından. Bir gölgede serin serin oturuyorum. Ellerinde poşetlerle 60lı yaşlarda bir teyze geldi, oturdu yanıma. Çakmağımı istedi, verdim. Sigara çıkardı bir tane, yaktı. Bir nefes çekti, arkasına yaslandı. Derin bir nefes aldı, saldı kendini. Sigaranın böyle bir etkisi var maalesef, yorgunluk giderici. Bu yüzden zararlarını umursamıyoruz.

Neyse...

Hoşuma gitti rahatlığı. Teyze dedim, bir çay söyleyeyim mi? İçerim kızım, dedi. Bir çay söyledim başladı anlatmaya. Çok benzetmiş kızına beni. Ayşe de babayiğittir dedi. Boylu posludur. Evden çıkmazdı, kimse bilmedi hiç bizim kızımız olduğunu. Öyle vefakâr, öyle fedakâr... Bir tanedir Ayşem. Başımızı hiç eğdirmedi yere. Birini sevdim dedi, nişanladık. Alkolik çıktı adam, kocam yoldan kadın atarken görmüş birkaç kez arabaya. Ayşem, dedi. At bohçanı. Kızım dedi, vermeyeceğim ben bu adama seni. Ikiletmedi bile Ayşe, attı bohçayı. Çok ağlandı gizli gizli. Ama bir kere isyan etmedi.

Sonra bir güvenlik görevlisine verdik Ayşemi . Hastaneye gidiyorduk diş için. Arabamızın plakasını almış, aramış taramış bulmuş izimizi. Annesi aradı evimi bir gün. Bizim Uğur görmüş kızını, çok beğenmiş. Namazında niyazındadır oğlum, cemaate gider. Sarık takar cüppe giyer. Olmaz dedim, yakmam Ayşemi. Veremem dedim. Ertesi gün bir daha aradı . Ne sarık takacak ne cüppe giyecek. Bi gelelim çay içmeye . Bizde misafire gelme denmez. Olur dedim kızım. Ellerinde çiçeklerle geldi çocuk. Ayşem gördü oğlanı, anne ısınmadım vermeyin beni dedi. Nasıl anlatıyorlar ama kendilerini . Bey dedi ki, kızım iyi aile ben vereceğim seni bunlara. Ona da yok demedi Ayşem. Peki baba dedi, sen nasıl istersen. Verdik.

Şimdi bir buçuk yaşında bir torunum var, adı Sahra.

Çok ilgili dinlemezken birden açıldı zihnim. Sahra mı dedim, Sahra... Benim dedim, kanımın canımın kardeşimin adı Sahra. Daha iki gün önce Amerika’ya gönderdik.

Boşanıyorlar dedi. Oğlan istemiyor kızımı, soğudum diyor. Daha iki senelik evliler kızım, çok eziyet gördü kızım. Çok eziyet ettiler yavruma.

Yaktık kızımızı, biricik yavrumuzu yaktık. Kendi elimizle attık ateşlere …

Kalktım, elini öptüm. Gidiyorum teyze dedim yol var önümde.

Yolun açık olsun kızım dedi, yollar senin olsun...

Dördüncü haftada sizlerle yeniden birlikteyim. Geçen hafta yazdığım köşe yazısı kadınlar üzerineydi ve bu hafta bu konu üzerinde söyleyecek sözümün devam ettiğini düşündüm. Bu yaşanmış kısa hikâyeyle başlamak istiyorum söze.

Biz bu toplumda yıllar yılı kız çocuklarımız evde kalacak, evlenemeyecek diye düşünerek, biraz da geleneği sürdürme isteğiyle küçücük yaşta evlendirdik kızlarımızı. Henüz kadınlığın ne olduğunu bilmeyen çocukların kucağına çocuk verdik, halbuki ip atlayıp top oynayacak yaştaydılar henüz. Farklı bir hayat yaşadım, eğitim gördüm ama 13 yaşlarındaydım; zevkle taş toplayıp oynadığım seksekten men edilişimi dün gibi hatırlarım. Yaştaşım erkekler oyun oynamaya, çocukluklarını yaşamaya devam ederken ben, bir perdenin ardından onları seyretmek zorundaydım hevesle.

Elimize bir süpürge tutuşturuldu. Yemek yapmayı öğrenmemiz istendi. El kapısında zorluk çekmeyelim diye düşünüldü. Bu Orta Anadolu’da yaşayan ve maddi durumu iyi olan bir ailenin kızıyken benim başıma geldiyse, düşünemiyorum kimlerin başında neler vardı. Baba sözü dendi, büyük sözü dinlendi. Büyükler de hata edebilirdi, zaman sürekli değişiyordu falan; umursanmadı hiç.

Sene 2019… Bu anlatılanların üzerinden neredeyse 20 yıl geçmiş lakin biz hâlâ aynı zihniyetle yürüyoruz bize verilen yolda. Kız çocuklarını okutmuyoruz, ergenlik denen ilk kanamayı gördüğümüzde veriyoruz “kocaya” gönderiyoruz. Kız çocuğu okumaz diyoruz, yemeği temizliği, çocuk bakımını gösterip öğretiyoruz ki zorlanmasın.

Peki, zaman gerçekten böyle mi?

Geçenlerde izlediğim bir kısa video çok hoşuma gitmişti. Kızının evine giden baba, damadı ayaklarını uzatıp televizyon izlerken, iş çocuk ev temizlik yemek derdiyle uğraşmaktan bir saniye boş kalamayan kızını görünce önce sinirlenmiş, sonra kendini sorgulamıştı. Acaba ben karıma nasıl davrandım diye…

Evlilik kadın için kölelik mi, ev ve hayat ortaklığı mı?

Kadın satın alınan mal ve köle mi, insan mı?

Kendi kızından bahseden Pendik’teki teyzeye acıyarak mı, öfkeyle mi baktım bilmiyorum. Sanırım ikincisi daha geçerliydi. Bir kadının hayatı, bir çocuğun hayatı ve tabii buna üzülen ailenin; evlilik uğruna mahvedilmemiş miydi? Beteri ve beteri etrafımızda yok mu?

Bilmiyorum geçen haftaki yazıyı kimler okudu, ne kadar önerimize kulak verdi okuyan. Lakin şunu biliyorum, okumadan, kendini karakterini geliştirmeden ne kadın ne erkek çocuk sahibi olup evlenmemeli. Evlilik kölelik, evlilik hüsran, evlilik bir katil belki birçok maktül doğuruyor aksi söz konusuysa.

Okuyun, özellikle kadınlar! Çocuklarınızı okutun anne babalar. Okumanın önemini anlamak için siz de geç kalmadınız. Benden geçti kolaya kaçmaktır.

 Okuyun…Yoksa intihar, yoksa kayıp ve cinayet, yoksa iyi yetişmemiş dolusuyla çocuk, yoksa bu nesille; bir ülke heba olacak.

 
 
 
Etiketler: PENDİK’TE, BAŞLAYAN, ACI, HİKÂYE, VE, KADIN,
Yorumlar
Bizim Gazete
Arşiv
Anketler
Yeni haber sitemizi nasıl buldunuz ?
Süper Lig
Takımlar
P
Av
M
B
G
O
Nöbetçi Eczane


Nöbetçi eczanlerle ilgili detaylı bilgi için lütfen tıklayın.

Haber Yazılımı